1950’li yılların Nemrut havalisi köylüsünün hali pürmelali ya da trajikomik hali!
Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

mustafa.kayahan@kahtahaber.com


1950’li yılların bir sonbaharı, çiftçi için ekim zamanı. Günler kısa, evlekler uzun, öküzler yorgun, ama yapacak bir şey yok. Haso çocuklarının aşı, ekmeği için; sarı öküz çifti de yemleri ve sahiplerinin yaşamına destek için katlanmak zorunda! Lakin taşlı tarlanın uzun evleklerini ip tutmuşçasına düzgün ve derin hatlarla çizmek kolay iş değildir elbet. Bunu başarmak için “Eyyub’un’ün sabrı”  gerek.

Sonbahar güneşinin de acelesi var; sabahları Şamük Dağı’nın tepesinden yükselmesiyle Temriş Dağının ardına süzülmesi topu topu birkaç saat sürüyor. Demem o ki vakit epeyce dar, nefes almaya bile fırsat yok. Ayrıca, acelesi olan sadece Haso değil, kırsal yaşamın can sıkıcı ortakları olan börtü böceklerin; büyükbaş hayvanların korkulu rüyası olan bir büve (Kürtçe, muz) sineğinin deacelesi var, ama onun amacı başka. O, son bir hamle yaparak bulabildiği öküzün, ineğin, mandanın üstüne yumurtalarını bırakıp neslinin devamını sağlamak derdinde.

Acelenin, acelesi olanların telaş içinde koşuştuğu ya da uçuştuğusonbaharın o kısa gününde,Şoma Dağı’nın eteğinde “Acele işe Şeytan karışır” atalar sözü bir anda gerçeklik bulur.

Hikâyemizdeki Şeytan, hiç şüphesiz, ansızın ortaya çıkanbir büve sineğidir (sinekler kusura kalmasın, “meseladeduk”). Ne olduysa bu kudümsüz, uğursuz sinek yüzünden oldu. O pejmürde, uysal, sakin öküz çifti büvenin vızıltısını duyduklarında matador boğası kesilip çılgınca koşmaya başlar. Hayvanlar artık ne oheee, ohe’yi(Kürtçe, sakinleştirici sesleniş) ne de soyğasoyğayı(ilenmeyle karışık kızgınlık ifadesi)dinler.Haso’nun hayvanlar üzerinde etkisi tükenmiştir, elinde meseslekalakalır taşı toprağından fazla, üç beş dönümlük tarlanın ortasında.

Derken, saban demiri bir ağacın köküne takılır. Çılgın öküzler, o anda karasabanın demiri değil ağacın köküne, Nemrut Dağı’nın dibine bile takılsa yerinden söküp götürecekler. Neyse ki ağacın kökünden ya da Nemrut Dağı’nın dipten sökülmesine gerek kalmadan karasabanın “tir”icaart diye ortadan ikiye ayrılır. Peşi sıra boyunduruklar tuzla buz olur. Öküz çifti de serbest koşuya geçip gözden kaybolur.

Öküzlerin gözden kaybolması mesele değil, Lanet sineğin vızıltısı bir şekilde kesilecek, öküzler de sakinleşip ahırlarına dönecek. Amma koşum için bir çift boyunduruk, karasabana bir tir gerek. Boyunduruğu bulmak, uydurmak kolay fakat tir işi çok zor. Bu dar zamanda nacar arama, arayıp da bulma fırsatı yok. Haso kendi derdine kendisi çare olmak zorunda.

Fukara Hası, birkaç evleğe serptiği tohumu keklik ve bıldırcınlara gönülsüz bağış yapıp eline baltasını aldığı gibi yakındaki koruluğa dalar. Arayış uzun sürmez, uygun bir mazı ağacı bulur. Birkaç darbeyle yere yıkar; dalını, budağını, çapağınıtemizledikten sonra omzuna alıp köyün yolunu tutar.

Haso’nun evi 40 50 hanelik Berpelêş köyünün orta yerindedir. Önünde üç beş çul genişliğinde bir de açık alan vardır. Burası balta sallamak için idealdir. Ağacı hemen yere atar,  başlar, sağlı sollu yontmaya. Vakit sonbahar gününün ikindi suları, köylünün deyişiyle “dar vakit”

Balta sesini duyan birkaç ihtiyar köylü hemencecik üşüşür Haso’nun başına. Başlarlar akıl vermeye.

Haso işin erbabı değildir. Söylenen her söze kulak verir. Fakat sözlerin haddi hesabı yoktur; biri “sağdan vur” derken diğeri, "olmaz, soldan vur” der. Haso'nun kafası karış. Sağ dendi mi sola, sol dendi mi sağa; baş dendi mi kıça, kıç dendi mi başa darbe üstüne darbe indirmektedir. Balta da ustura gibi keskindir. Darbeler bir türlüayar tutmaz. Derken, birkaç darbe yolunu iyicene şaşırıp ağacı kıç tarafından ikiye ayırır.

Çokbilmiş ihtiyarlar, "Lo Haso Haso te çirkir?” (HasoHaso ne yaptın) deseler de olan olmuş, ağaç "tir" olamayacak kadar kısalmıştır. Haso, doğrulup eserini şöyle bir süzdükten sonra: “Olan olmuştur, ama her şey bitmemiştir: bu meret artık tir olmaya olmaz da iyi bir kürek sapı olur" der.

Ağacı bu sefer kürek sapı yapmak niyetiyle yontmaya başlar. Ancak o sabırlı, sakin Haso gitmiş, yerine öfkeli ve haşin bir Haso gelmiştir. Darbeler de daha sert ve ayarsız inmektedir. Kürek sapı niyetine hiddet ve şiddetle yontulmaya başlanan ağaç da iki parçaya ayrılır. Haso doğrulup bir kez daha eserine bakar:

“Bu meret artık küreğe de sap olamaz, ama kazmaya iyi bir sap olur” diyerek yontmaya devam eder. Ne var ki hayırsız baltanın ayarsız darbeleriha bre yolunu şaşırır;  kazma sapı olur diye umut bağlanan ağaç da kısaldıkça kısalır.

Haso’nun sağına soluna serbest nizamda oturmuş, qelünlerini(şıv, pipo) tüttüren ihtiyarlar:

“Bu ağaç artık bir işe yaramaz" diye ah vah ederken, Haso da hiddet ve öfkeyle oturaklı bir küfür savurup:

“(!!!) ma tu lidestiyêdirêşêrajinawi?”  [(!!!)bız sapı da mı olmazsın?]

İşte, 1950’li yılların Nemrut havalisi köylüsünün hali pürmelali ya da trajikomik hali!

Not: KâhtaTarihi’ni unutmadık, yazmaya devam edeceğiz. Biraz düşünür, belki biraz da güleriz diye sadece kıs bir mola verdik.

Kâhta Haber/Mustafa KAYAHAN

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 ay önce yayınlandı. 3408 Defa okundu.