Halife Kaim Biemrillah’ın Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun’u, büyük yaş farkı olduğu halde, hare-mine almasıyla başlayan Selçuklu ve Abbasi hanedanları arasındaki kız alıp verme geleneği dalgalı bir seyir izleyerek, Abbasi hilafetinin tarih sahnesinden silinmesine kadar devam eder.
Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

mustafa.kayahan@kahtahaber.com


Halife Kaim Biemrillah’ın Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun’u, büyük yaş farkı olduğu halde, haremine almasıyla başlayan Selçuklu ve Abbasi hanedanları arasındaki kız alıp verme geleneği dalgalı bir seyir izleyerek, Abbasi hilafetinin tarih sahnesinden silinmesine kadar devam eder.

Bu evliliklerin ikinci hamlesi, altmışlık halife’nin 15 yaşlarındaki yeğeniyle evlenmesine rıza gösteren Sultan Tuğrul Bey’den gelir. Ortadoğu’da Selçuklu hükümranlığını kurma yolunda hızla ilerleyen Melikü’l Maşrık ve’l-Mağrip (Doğu İran’dan Güneydoğu Ak Deniz’e kadarki bölge; Anadolu dâhil değildir) Sultan Tuğrul Bey halifenin kızına göz koyup verdiğinin rövanşını almak ister. Bu ara Sultan 70 yaşlarındadır ve Azrail’le çok yakındır.

İslam tarihçisi İ. Esir’in göre;HalfeBiemrillah’ın 3-4 sene evvel kızı Seyyide ile Sultan Tuğrul Bey’in izdivaç yapmasını kabul etmesi üzerine söz kesilir. Ancak nikâh kıyma zamanı geldiğinde Halife kızı vermekten vazgeçmek ister. Fakat bunu doğrudan söylemeye cesaret edemeyip kurnazlığı öne çıkaran dolaylı bir yol seçer. Bu iş için güvendiği has adamlarındanEbu Muhammed et Temimi’yi görevlendirerek, şu talimatı verir:

“Önce, sultanı bir şekilde vazgeçirmeye çalış. Baktın olmuyor, 300 bin altın dinar para ile Vasıtbölgesinin mehir olarak verilmesini şart koş. Bu para onun hazinesini, Vasıt (Bağdat yakınındaki şimdiki KUTkenti)  da toprak hükümranlığının şanını sarsacağından ol sevdadan vazgeçer”

Fermanı alan Temimi, yanına hamasi lakaplı birkaç da hilafet ekâbirini alarak doğruca Sultan’ın otağına varır. Adet olduğu üzere, kendilerini vezir Amidü’lmülk karşılar. İki vezir biraz havadan sudan, biraz da ahvali umumiyyeden söz ettikten sonra esas konuya geçilir. Temimi, Halife’nin söylediklerini nezaketin tavan yaptığı bir dille meslektaşına tane tane aktarır. Bu sözleri duyan sultanın veziri ise öfkelenerek, “Sultanın rica ve yalvarması üzerine verilmiş bir sözden cayılması hiç yakışık olmaz. Ayrıca mehir dayatması da çok ayıp kaçar. Bu konuda sultan zaten gereğini yapacak ve asaletine yakışır miktarda servet sunacaktır. Bundan hiç tereddüt yoktur.” deyip geri adım atılamayacağına işaret eder.

Vaziyetin tehlike arz etmeye doğru yol aldığını fark eden Temimi işi daha da alttan alıp vezire, “İşi senin takdirine bırakıyorum” deyip beklemeye koyulur. Vezir, bu ifadeyi “kabul, bu iş oldu” mealine tahvil edip vaziyeti bu şekilde sultana arz eder. Haberi alan sultan çok sevinir. Etrafa haber salarak, sultanın hilafet sarayına damat olacağını duyurur.

Ne ilginçtir ki, altı yıl önce halife ile evlendirilen Çağrı Beyin (Tuğrul Bey’in kardeşi) kızı Arslan Hatun da, halifenin kendisine kötü muamele yapması nedeniyle hilafet sarayını terk edip amcasına sığınmıştır. Yeğenini korumasına almış olan sultan “hayırlı” haberi alınca koruma ve kollama sorumluluğunu bir anda unutup onu da kocasına götürmesi için vezire talimat verir. Ayrıca vezire, yanına 100 bin dinar ve istendiği kadar mücevherat almasını sıkı sıkıya tembih eder. Sultan bunlarla kalmayıp birkaç has emir ile Rey şehrinin ileri gelenlerini de vezirle birlikte Bağdat’a yollar.

Vezir-i Azam Bağdat’a varıp Hilafet sarayı karşısına otağını kurar. Ağırlıkları yerleştirip biraz soluklandıktan sonra, bahtı kara Arslan Hatun’u da yanına alarak,Darülhilafe’ninyoluna koyulur. Olan bitenden haberdar olan halife ne zevcesinin gelmesinden ne de vezirin dünürlük ısrarından memnundur. Altmışını geçkin kaslar iyicene gerilmiş, el ayak birbirine dolanmış, sözleri boğazına düğümlenip anlaşılmaz olmuştur. Biemrillah’ın bu hali sultanın vezirine, “Af eyleyin beni, daha önce söz vermiş olsam dahi gönlüm bu izdivaca rıza göstermez” mesajını veriyordu.

Belki şunu da söylemek istiyordu: “Ben sizden bir tane aldım, başıma gelmeyen kalmadı. Buna ilaveten bir de kızımı versem Sultan’ül Muazzam (Tuğrul Bey’in lakabı) bir dahaki sefere, herhalde altımdaki tahtı ister. Varın gidin başımdan, koca Mülki Acem’de başka kız mı kalmadı?”

Maiyetiyle birlikte kabul mekânına dalan Amidü’lmülk Halifeyi panik halinde bulur. Bu duruma pek de şaşırmayıp hemen konuya girer, ama muhatabın eveleyip gevelemesinden bir şey anlaşılmaz. Anlamsız laf kalabalığına sinirlenen vezir, “Ey Emirül müminin,  bu izdivaca önce rıza gösterdiniz ki “söz kesildi” Verilen söz üzerine Sultanımız dört sene bekledi. Vakit gelip nikâh kıyılmak üzereyken sözünüzden vazgeçiyorsunuz, olacak iş mi? Koca Melikü’l Maşrık ve’l-Mağrip Sultan’ı evvela sizden ricada bulundu. Zati Aliniz de bilakaydüşart kabul buyurdu. Şimdi de cayıyorsunuz. Madem öyle, aha ben de sultana ulak gönderip caydığınızı haber veririm. Bakalım işin akıbeti ne ola?” diyerek sert bir nutuk atar.  

Vezir dediğini yapar. Ulakların en hızlısından birkaç kişi seçip sultana haber uçurtur. Nikâhın kıyıldığı haberini beklemekte olan Sultan olumsuz haberi alınca hayatında hiç olmadık şekilde öfkelenir. Hemen yazıcıyı çağırtıp çok kısa ve anlaşılır bir mektup yazdırarak, halifeye iletilmek üzere vezirine yollar. Mektupta mealen;

“Ey EmirülMü’minin! Söz verip de, söz alıp da caymak şanımıza yakışmaz. Hem, ben senin için neler neler yaptım, bir hatırla! Seni zindana tıkayan, servetine el koyan, Bağdat’ın idaresini eline alıp biat hutbeleri okutan Dımıl (=Deylemli-Büveyhi) komutan Besasiri belasından kurtardım. Şanınız yürüsün diye kardeşimin (Baba bir, anne ayrı kardeşi Yınal) kellesini aldım Onca insanın canına kıydım; talanlar, çapullar yaptım. Bu iyiliklerime karşılık siz benden kızınızı esirgemeye kalkışıyorsunuz. Olmaz, Halife hazretleri, kıyılmış onca candan, dökülmüş onca kandan sonra caymak olmaz. Bu, ne vereceğiniz fetvaya ne de ceddimin töresine uyar. Bu işi kan paklar, bilesiniz!” mealinden tehditler dizilmiştir.

Vezir mektubu alır almaz yanına “emir” unvanlı bir müfreze alarak Halifenin sarayına dalar. Başta Vezir Temimî olmak üzere, hacipleri, harem ağalarını, nakipleri, velhasıl uzun ve hamasi lakaplı kim varsa hepsinin el ve ayaklarını bağlayarak bir odaya tıkar. Sonra halifenin karşısına geçip, “Şimdi sıra sende” der. “Senin bu sarayın şatafatı, hareminin debdebesi, av köpeklerinin yiyeceği için ahaliden toplanan haracı, gayrimüslimden toplanan cizyeyi, “Esir azade fidyesi”ni, velhasıl hazinene giren cümle parayı kesiyorum. En önemlisi de, Dini İslam’dan sana tevcih edilmiş Hilafet unvanını ve sırtındaki kutsanmış hırkanı el koyuyorum. Ayrıca, nesebi Selçuk’tan olan zevcen Aslan Hatunu ata ocağına yolluyorum. Kerimen Seyyide Hatun’u da zorla alıp sultanımızın haremine götüreceğim. Bunun için kan dökülecekse varsın dökülsün, bunu siz istediniz” der.

Vaziyet tehlikeli bir yolda seyrederken Halife, felaketi biraz geciktirmek ve direnmek niyetine bir ziyafet düzenleyip Bağdat ve Sultanın bütün eşraf ve ekâbirini davet eder. Yemek faslının uygun bir yerinde ayağa kalkıp,  “Ey sultanın kulları, beni iyi dinleyin; bu izdivaç mevzunda canımı çok sıktınız. Ehli imanın Halifesine onca kaba muamele edip şanımı şerefimi ayaklar altına aldınız. Şayet inadınız böyle devam ederse, ahidim olsun terki Bağdat eyler, Mülkî İslâm’ın cümle müminlerini karşınıza dikerim. Demem o ki yol yakınken bu izdivaç meselesinden vazgeçin” mealinden birkaç kelam ettiyse de vezir hiç umursamadı. O sırada cemaatte hazır bulunan Bağdat Kadısı el-Kudat işin kontrolden çıkmakta olduğunu fark ederek halifeye:

“Halifeyi Müslim’in Oğuz oğullarının gencecik kızlarını haremine alırken düşünecekti bu akıbeti. Bilmez misin ki her alışın, devran döner bir verişi olur. Bunu ol zamanda düşünmezsen olacağı budur. Bizim, Oğuz Oğullarına gücümüz yetmez. Onlar aşımızı da başımızı da kesmekten hiç çekinmez. Bir kızuğruna cenk etmeye de değmez. İyisi mi ver kerimeyi gitsin” gibisinden etkili bir vaaz verir.

Halife, Kadı’nın bu sözleriyle her şeyini kaybetmeye ramak kaldığını anlayarak evliliğe izin verip Nikâh akdi için Amidü’lmülk adına bir vekâletname tanzim eder. Nikâh, Ağustos 1062 tarihinde Tebriz dışında kıyılır.

 Nihayetinde kan dökülmeden bu izdivaç meselesi hallolmuş sayılır, ama hilafet makamının itibarı tarihinin hiçbir devrinde bu şekilde yerle yeksan olmamıştır. Kalemi, genellikle Selçuklulardan yana meyleden İbnü’l Esir gibi bir tarihçi bile, “Bu durum halifeler için mutat olmayan bir şeydi. Büveyhiler (Deylemliler/Dımıl), tahakküm ve zorbalıklarına, halifelerin temel inançlarına muhalif olmalarına rağmen Tuğrul Bey’in yaptığı şekilde bir istek ve muamelede bulunmamışlardı” diyerek şaşkınlığını dile getirecektir.

Sultan Tuğrul Bey’in Bağdat’a Gelişi ve Gelini Haremine Alması

Birçok tehlikeli badireler atlatılarak gerçekleşen nikâh işi Sultan Tuğrul Bey’i çok sevindirse de, yapılan sözlü mutabakat gereği bu evlilik izdivaç etme şeklinde olmayıp itibaridir. Vezirin ifadesiyle; sultanın maksadı haremine cariye almak değil, İslam’ın şan, şeref ve azametini temsil eden hilafet sarayına damat olmaktır. Halife, iş bu minval üzerine nikâh akdine rıza göstermiştir.

Ama yetmiş yaşını devirmiş sultanı bu tür akitlerle bağlayacak hiçbir kuvvet yoktur. Sulhtan, önce Seyyide’yi babasının evinden çekip alır, peşi sıra haremin kapısını aşındırır. Meşhur İslam Tarihçisi İbnü’l Esir’den kopya almış birçok Selçuklu Tarihçisi bu zoraki ve dengesiz evlilik konusunu hamaset yoluyla aktarırken, sultanın harem koridorunu aşındırma konusunda ketum kalmayı tercih ederler. Lakin Süryani Tarihçi Abu’lFarac, “Söylendiğine göre, sultan her gece değerli hediyelerle gelinin odasına gider, ama gelin peçesini kaldırıp tek kelam bile etmez. Çünkü Sultan, Kızı babasının sarayından çıkarmayacağına, haremine götürmeyeceğine dair verdiği sözü tutmamıştı” şeklinde bir aktarımda bulunarak, kibarca dokundurur.

Tuğrul Bey’in Ölümü

Sultan Tuğrul Bey Mart 1063’de Bağdat’tan Rey’e gider. Orada, eşi halifenin kendisine kötü muamele ettiğini haber verenabisininkızı Hatice Arslan Hatun’u yanına alıp geri dönerken yolda hastalanır ve Seyyide’yi haremine aldıktan (17 Şubat 1063) yaklaşık 6 ay sonra, 4 Eylül 1063’de vefat eder. Ölüm nedeni konusunda muhtelif rivayetler var ise de asıl olan Seyyide Gelinin âhının tutması olsa gerek.

Selçuklu ve Abbasi hanedanlarının saray entrikaları kız alıp vermelerini müteakip baş döndürücü bir hız kazanarak Terken Hatun’un manevralarıyla tavanyapar. Daha sonra inişe geçip Hilafet hanedanının iyicene etkisiz ve itibarsızlaşmasıyla son bulur.

Açıklama: Aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.

İbnül Esir’in İslam Tarihi (El Kâmil Fi’t-Tarih);

GregoryAbulFarac, AbulFarac Tarihi;  

Urfalı Mateos, U. Mateos Vakayinamesi ve Papaz Grigor’un Zeyli; 

İbnKalanisi, Şam Tarihine Zeyl;

İbnKalanisi, TTK Belge Çeviri, Selçuklular Bölümü;

H. MüstevfiiKazvini, Tarihi Güzide;

Sıbtİbnul – Cevzi, Mir’âtü’z-zaman Fî Târi’l-Âyan’da Selçuklular;

İbnütTıktaka, El Fahri;

RaşidüddinFazullah, Camiütüt Tevarih (Selçuklular);

Alaaddin Ata Melik Cüveyni, Tarihi Cihan Güşa;

TDV İslâm Ansiklopedisi İnternet Sitesi’nin ilgili maddeleri

 

 

 

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 hafta önce yayınlandı. 1129 Defa okundu.