Geçen ay yazdığım yazıda, ülkenin temel sorunlarının kaynağını toplumda ,devlet kurumlarında, meslek örgütleri ve STK’de meydana gelen yozlaşma, ,liyakatsizlik, çürüme, ahlak erozyonu, yolsuzluk algısı gibi nedenlerden kaynakladığını ifade etmiştim. Bazı okuyucularım haklı olarak çözüm önerileriniz nelerdir diye yazmışlardı.
Devletin üç temel sac ayağı vardır: Yasama, Yürütme ve Yargı. Bu erkler arasındaki eşgüdüm ile basın/medya ,meslek örgütleri ,sermaye STK devlet erkleri arasındaki ilişkilere bakmak gerekiyor.
Devlet kurumları ve meslek örgütlerinde meydana gelen yozlaşma ve çürümenin ortadan kaldırabilmesi için; Siyasi Partiler Kanunu ,Seçim Kanunu ve Meslek Örgütlerinin bağlı olduğu yasaların değişmesi gerekmektedir.
Seçim barajının kaldırılması, iki dönem üst üste yüzde bir barajının altında kalan partilerin kapatılması,milletvekili, belediye başkanları, il genel meclis üyeleri ve belediye meclis üyeleri ön seçim ile belirlenmeli, il ve ilçe başkanları delegeler tarafından yapılacak seçim ile seçilmeli , atama yöntemi ile görevlendirme yapılmamalı her hangi bir mahkeme kararı olmadan görevden alınmamalı.
Partisinden istifa eden milletvekili, belediye başkanı ,il genel meclis üyeleri ile belediye meclis üyelerinin üyeliklerini düşürülmesi ve başka partiye geçmesi kesin olarak engellenmeli, bütün seçilmişlerin görev süresi iki dönem ile sınırlandırılmalı, tüm meslek örgütleri için de aynı yöntem uygulanarak görev süreleri iki dönem ile sınırlandırılmalı, siyaset ve meslek örgütleri yöneticiliği bir meslek ve geçim kaynağı olmaktan çıkarılarak bu işi liyakatli kişiler tarafından yapılması için zemin oluşturmalıdır.
Aşağıda geniş bir biçimde izah etmeye çalıştığım ve vereceğim örnekler de görüldüğü üzere ülkeyi yönetmeye talip siyasi partilerde ,parti içi demokrasinin işlemediği, aday belirleme yöntemlerinin etik olmayan yöntemlereler dost/akraba/para ilişiklileri ile belirlendiği, parti tabanını oluşturan seçmen iradesinin dikkate alınmayarak ön seçimlerin yapılmadığı, liyakat dikkat edilmediği, siyaset yapmak isteyen her kesin kaderi genel başkanının iki dudağı arasında olduğu, parti içi diyalog ve istişarenin ortadan kaldırıldığı, kamu kaynaklarını kendi ve partilerini çıkarları için kullanıldığı, kendi kişisel hırs ve siyasi çıkarları nedeniyle yapılan haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik sonucunda partiler bugün bu hale geldiler
Kenan Evren devletin tüm imkanlarını kullanmasına rağmen 6 Kasım 1983 yılında yapılan ve üç partinin katıldığı genel seçimlerinde desteklediği aday Turgut Sunalp ancak üçüncü parti oldu ,Ana Vatan Partisi ve Turgut Özal’ın iktidar olmasını engelleyemedi.
Turgut Özal aralıksız iki dönem Başbakanlık yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı seçildi, ama partinin üzerinde elini çekmedi ve emanetçi olarak Yıldırım Akbulut’u partinin başına getirerek başbakan yaptı, parti içi liderlik yarışı başladı, partiden kopmalar başladı ,ayrılanlar yeni parti kurdu, çekişmeler devam etti, parti siyasi hayatına devam ederek iktidar ortağı olarak girdiği 2002 seçimlerinde baraj altında kalarak görkemli ve şaşalı günlerini geride bırakarak siyasi hayatını tamamlayarak hafızalardan silinerek arşivlerde kaldı.
Adalet Partisi ile başlayıp Doğru Yol Partisi ile siyaset sahnesin en renkli simalarından Başbakan Süleyman Demirel ,Cumhurbaşkanı olduktan sonra oda partiden elini çekmedi, Doğru Yol Partisinde bir liderlik mücadelesi başladı, kendisinin genel başkan yaptığı Tansu Çiller ile anlaşamayınca partiden ayrılmalar başladı ve Demirel’in talimatıyla Hüsamettin Cindoruk başkanlığında DTP kuruldu.2002 yılında yapılan seçimlerde her iki parti baraj altında kalarak siyasi hayatlarına sadece devlet arşivlerinde devam etmektedirler.
Bir zamanların Karaoğlanı Kıbrıs Fatihi 1974 ve 1977 seçimlerinde CHP iktidara taşıyan Bülent Ecevit CHP ayrılarak ,siyasi yasaklı olması nedeniyle eşi Rahşan Ecevit başkanlığında 1985 yılında DSP kurdu , 1987 yılında genel başkan oldu ve 1999 yılında yapılan seçimlerde birinci parti çıkarak Başbakan oldu .Parti içi demokrasi veya tek adam yönetimi ne derseniz deyin ,parti içinde tartışmalar başladı, Ecevit’in sağlık durumu, Ecevit’in en sadık adamı olan Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem tarafından partiye bir operasyon yapılarak yeni bir partiyi kurmaya karar vererek Yeni Türkiye Partisini kurdular. Yapılan ilk seçimlerde ikisi de baraj altında kaldı bu gün sadece DSP adı okunuyor.
Milli Selamet Partisi ile başlayıp, Saadet Partisi ile devam eden Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı Milli Görüş Hareketi iktidar oldu. Erbakan’ın tek adam liderliği ve yönetin anlayışı parti içinde tartışmalara neden oldu, Yenilikçiler ve gelenekçiler diye ikiye ayrılan gurup yapılan kongrede isteği sonucu alamayan yenilikçiler partiden ayrılarak Erdoğan liderliğinde yeni bir parti kurdular. Saadetteki parti içi mücadele devam etti. Numan Kurtulmuş Genel Başkanlıktan ayrılarak yeni parti bir kurdu. Erbakan’ın çocuklarının partiden ayrılarak yeni parti kurmaları ile birlikte parti tamamen gelenekçi diye tabir edilen aksakallı gurubun denetinde kaldı. Uzun süreden beri ilk defa genç dinamik bir genel başkan seçildi. Milli görüş geleneğini temsil eden siyasi partinin en son içinde bulunduğu durum da pek iç açısı değil seçim anketlerinde yüzde birlere dahi girmeyen bir siyasi hareketin iyi analiz edilmesi gerekiyor.
MHP kurucu lideri Alpaslan Türkeş’in vefatından sonra Devlet Bahçeli parti genel başkanlığına seçildi. MHP de yönetin anlayışından dolayı parti içi muhalefet baş göstermiş ancak muhalefetin yönetimi değiştirme gücü olmadığından başta Türkeş’in çocukları babalarının kurduğu partiden ayrılarak diğer partilerde siyaset yapmaya başladılar, partiden ayrılan diğer isimler milliyetçilik vurgusu yüksek İyi. Zafer, Anahtar isimli yeni partiler kurdular.
Erdoğan liderliğinde 2001 yılında kurulan , girdiği ilk seçimde iktidar olan ve halen aralıksız iktidarı devam eden Ak Partide bir dönem Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım emanetçi genel başkanlık ve başbakanlık görevlerini yapmışlar ise de partide tek lider ve söz sahibi
Kürt siyasi hareketlerini temsil eden siyasi partiler “ bölücük ve terör “suçlamasıyla sürekli kapatılmış ve yerlerine yenileri açılmıştır. Bu partilerin yönetim kadrosu ve yönetin tarzı ile ilgili Türkiye kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturularak “ Kandil ve İmralı “ tarafından yönetildiği iddialarına rağmen kendi içerisinde en demokrat olan, uzun süre kimsenin genel başkan , milletvekili ve belediye başkanlığı yapmadığını, parti yöneticiler ve seçilmişlerin sürekli yenilendiğini görmekteyiz.
Erdoğan olmuştur. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da tüm yetkileri elinde bulundurarak parti içi muhalefete şans tanımadı, iktidarın izlediği politikalarından rahatsız olanlar partiden ayrılarak kenara çekildiler , Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ise yeni partiler kurarak siyasete devam ettiler. CB Sistemi ile birlikte , Cumhurbaşkanı ve Parti genel Başkanı sıfatıyla tüm gücü elinde bulunduran Tayyip Erdoğan belirleyici ve tek güç haline gelmiştir.
CHP ,belli bir seçmen kitlesi olan, kendisini devletin kurduğu parti olarak gören, fiili olarak iktidarda olmazlarsa bile gücü ve politikaları devlette itibar gören bir siyasi yapı. CHP de güç mücadelesi İsmet İnönü’nün genel başkanlığı Bülent Ecevit’e bırakması ile başlayıp Kemal Kılıçdaroğluna kadar devam etmiştir. CHP bir kitle partisi olması hesabıyla kimin genel başkan olması çok da önemli değildir, partinin beli bir oy potansiyeli vardır, seçilen genel başkan partinin oy oranını en çok beş puan aşağı/yukarı çıkarabilir. Diğer sağ partilerde olduğu gibi genel başkanın liderliği çok otoriter değildir. Parti içi mücadele daha yangındır.
Kemal KIlıçdaroğlunun CHP Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı adayı olması süreci ile başlayan ve seçimlerin kaybedilmesi ile başlayan süreçte yeni bir siyasi figür Ekrem İmamoğlu siyaset sahnesinde görülmeye başladı. CHP uzun yıllardır iktidar olamamasının faturasını genel başkana kestiler.
Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçilmesine rağmen bir parti genel başkanı gibi hareket ederek ülkeyi dolaşmaya başladı. Kongrede Kılıçdaroğluna karşı Özgür Özeli emanetçi genel başkan seçtirerek yeni bir süreç başlattı.
İmamoğlu bir elinde iki karpuz taşımaya çalıştı, hem belediye başkanlığı yapacak hem de partiyi dışardan yönetecek, bir kamu görevlisi için bu büyük bir risk demektir.
Özgür Özel CHP Genel Başkanı seçildikten sonra ,Ekrem İmamoğlu’nun talepleri doğrultusunda partiyi dizayn ederek ,cumhurbaşkanı adayı sürecini başlatarak İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan etti.
CHP ve kitlesi sürekli Erdoğan’ı tek adam rejimi yönetin anlayışı yüzünde eleştirmesine rağmen , iktidara gelmeden Ekrem İmamoğlu’nu merkeze koyarak tek adam algısı oluşturarak yıllarca eleştirdikleri tuzağa düştüler.
Ekrem İmamoğlu’nun başta yapması gereken belediye başkanı seçildikten sonra istifa edip, CHP başına geçip liderlik yapması ve bunun sonucunda doğal cumhurbaşkanı adayı olurdu. Bu gün yaşanan sorunların bir çoğu yaşanmayabilirdi.






